<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nctourismnews.com &#187; GEZİ YAZILARI</title>
	<atom:link href="http://www.nctourismnews.com/tr/category/gezi-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nctourismnews.com/tr</link>
	<description>KKTC Turizm Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Sep 2010 12:23:24 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bereketli Topraklar &#8220;Girne&#8221;</title>
		<link>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/10/bereketli-topraklar-girne/</link>
		<comments>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/10/bereketli-topraklar-girne/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 10:10:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>firat</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİ YAZILARI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nctourismnews.com/tr/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[

Mitolojide Akdeniz&#8217;in şımarık kızı olarak adlandırılan Girne Kuzey Kıbrıs turizminin merkezi. Las Vegas&#8217;ı andıran kumarhaneleri, lüks otelleri, tarihi eserleri ve uçsuz bucaksız kumsallarıyla turistlerin akınına uğruyor.
Girne&#8217;nin MÖ 10. yüzyılda Akalarca kurulduğu, Akaların kente anayurtlarındaki Kyrenia dağının adını verdiği kabul ediliyor. Bir başka görüşe ise Girne&#8217;nin MÖ 9. yüzyılda Fenikecilerce ticaret kolonisi olarak kurulduğu öne sürülüyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Mitolojide Akdeniz&#8217;in şımarık kızı olarak adlandırılan Girne Kuzey Kıbrıs turizminin merkezi. Las Vegas&#8217;ı andıran kumarhaneleri, lüks otelleri, tarihi eserleri ve uçsuz bucaksız kumsallarıyla turistlerin akınına uğruyor.</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Girne&#8217;nin MÖ 10. yüzyılda Akalarca kurulduğu, Akaların kente anayurtlarındaki Kyrenia dağının adını verdiği kabul ediliyor. Bir başka görüşe ise Girne&#8217;nin MÖ 9. yüzyılda Fenikecilerce ticaret kolonisi olarak kurulduğu öne sürülüyor. Beşparmak Dağlarının eteklerindeki Girne geçtiğimiz yüzyılın başında küçük bir sahil kasabasıymış. Bir İngiliz gezgine göre 1885 yılında Girne&#8217;de 560 Türk ve 550 Türk olmak üzere 1110 kişi yaşıyormuş. 1974 Harekatı öncesi 2200 Rum ve 1800 Türk&#8217;ün yaşadığı Girne şimdi bir hayli büyümüş ve nüfusu 45000&#8242;e dayanmış. Kuzey</span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;taki 18 bin yatağın 12 bini burada bulunuyor. Kuzeyde bütçenin yarısı turizm gelirlerinden sağlanırken, güneyde tamamı turizmden geliyormuş. Rum kesimi gerek AB üyesi olması, gerekse turizmden büyük gelirler alması nedeniyle Kuzey&#8217;e fark atmış. Güneyde milli gelir 27 bin dolarken, kuzeyde 7 bin dolar civarında kalmış.</p>
<p></span><strong><em><span style="color: #000000;">EN ESKİ TİCARET GEMİSİ </span></em></strong><span style="color: #000000;"><br />
Girne Kalesi ve Limanı eski kentin merkezini oluşturuyor. Günümüze son derece sağlam bir şekilde ulaşan Girne Kalesi ilk olarak Bizans döneminde inşa edilmiş, Lüzinyanlar döneminde genişletilmiş, Venedikliler kaleyi güçlendirerek yeniden inşa etmiş. Kalenin içindeki modern müzecilik anlayışıyla yapılmış canlandırmalar ve sergi salonları dikkat çekici. Bunların en önemlisi </span><a style="text-decoration: none;" title="Akdeniz Haberleri" name="139_139" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/akdeniz-139.html"><span style="color: #000000;">Akdeniz</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;in en eski ticaret gemisi olduğu kabul edilen 2.300 yaşında bir batık. Bu gemi 1965 yılında bir sünger avcısı tarafından üç metre derinlikte fark edilmiş ve Pennsylvania Üniversitesi arkeologlarınca çıkarılmış. Batıkta bulunan badem kalıntılarına yapılan testler MÖ 288, Halep Çamı kerestesine yapılan testler ise MÖ 389 sonucunu vermiş, testlerden gemi battığında seksen yıllık olduğu anlaşılmış. Lüzinyan zindanlarında ise işkence sahneleri canlandırılmış, o zamanki işkenceleri görünce halimize şükretmek geliyor insanın içinden(!)</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;"><br />
Kalenin yanı başındaki at nalı şeklindeki Girne </span><a style="text-decoration: none;" title="Yat Haberleri" name="962_962" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/yat-962.html"><span style="color: #000000;">yat</span></a><span style="color: #000000;"> limanı sıra sıra lokantaları, kafeleri, barlarıyla tipik bir </span><a style="text-decoration: none;" title="Akdeniz Haberleri" name="139_139" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/akdeniz-139.html"><span style="color: #000000;">Akdeniz</span></a><span style="color: #000000;"> kenti havası taşıyor. Zarif çan kuleli Arhangelos Ortodoks kilisesi ise Girne ve çevresinden toplanan ikonaların sergilendiği bir müze olarak kullanılıyor. Girne&#8217;nin etrafı lüks otellerle çevrilmiş, kente başta </span><a style="text-decoration: none;" title="türkiye Haberleri" name="15_15" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/turkiye-15.html"><span style="color: #000000;">Türkiye</span></a><span style="color: #000000;"> ve İsrail olmak üzere bir çok ülkeden turistler kumar oynamaya geliyor. Alagadi sahillerine ise Caretta Caretta kaplumbağaları. Selahattin Eyyubi 1187&#8242;de Kudüs&#8217;ü alınca Fransız kraliyet ailesinin korumasındaki Augustine tarikatı keşişleri buraya yerleşmiş.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;">Girne&#8217;yi kuşbakışı seyreden Bellapais manastırının adı Fransızca “Abbaye de la Paix” yani “Barış Manastırı” anlamına geliyor. Gotik manastırın ortasındaki avlunun dört yanını çeviren revaklar, yemekhane ve kiliseyi Fransızlar inşa ettirmiş. Manastır Osmanlı döneminde Rumlara verilmiş ve kilisesi Hagia Asproforesha “Beyaz Giymiş Meryem” olarak adlandırılmış, kilisenin içindeki dini eşya ve resimler ise Rumlardan kalma.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;"><br />
Girne civarında bir başka ünlü manastır ise “Cevap veren İsa” anlamına gelen Antiphonitis. Manastırın kilisesi freskleriyle ünlü. İlk kez 7. yüzyılda inşa edildiği bilinen kilisesinin duvarları iki farklı dönemde resimlerle süslenmiş.</p>
<p></span><strong><em><span style="color: #000000;">WALT DİSNEY&#8217;İN KALESİ </span></em></strong><span style="color: #000000;"><br />
Beşparmak Dağlarının üzerinde Arap akınlarına karşı inşa edilmiş St.Hillarion, Buffavento ve Kantara adında üç Ortaçağ kalesi bulunuyor. Girne&#8217;yi 732 metre yükseklikten seyreden St. Hillarion Kalesinin adını Kudüs&#8217;ten kaçarak </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;a yerleşen bir azizden aldığı kabul ediliyor. Kalenin güzelliği Walt Disney&#8217;e de esin kaynağı olmuş, bir çok çizgi filminde kaleyi canlandırmış.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;">Beşparmak Dağları adanın kuzeyinde 80 km boyunca uzanıyor. Ortalama 900-950 metre yüksekliğinde olan sıradağın en yüksek yeri 1024 metre yüksekliğindeki Selvili Tepe. Beşparmak Dağları kalker yapısı nedeniyle su tutamıyor, üstelik Rum tarafındaki 2 bin metre yüksekliğinde Trodos Dağı yağışların çoğunu alıyormuş. Subtropikal bir bölgede yer aldığı için kimi zaman on ay boyunca yağış almadığı oluyormuş Kuzey&#8217;in. Su olmadığı için dikilen ağaçlar bile kuruyormuş, suyu bulmak için yapılan tüm sondajlar sonuçsuz kalmış.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;">Şimdi ya Manavgat&#8217;tan su getirerek, ya da bir hayli pahalı yöntem olan deniz suyundan su üreterek su sorununu çözmeyi planlıyorlar. Su gibi enerji de büyük bir sorun Kuzey </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;ta, Rumlar Türklere enerji vermiyormuş. Teknecik&#8217;te fueloille çalışan bir termik santral var. Özetle tüm adalarda olduğu gibi su, enerji ve yeraltı-yerüstü kaynakları sınırlı</span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;ın.</p>
<p></span><strong><em><span style="color: #000000;">KISA </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">KIBRIS</span></a><span style="color: #000000;"> TARİHİ </span></em></strong><span style="color: #000000;"><br />
Bizans Lüzinyan Krallığı (1192-1489), </span><a style="text-decoration: none;" title="Venedik  Haberleri" name="306_306" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/venedik--306.html"><span style="color: #000000;">Venedik </span></a><span style="color: #000000;">(1489-1570) yönetimi altında kalan </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;"> 1571 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmiş. Osmanlılar 1878 yılında adayı İngilizlere kiralamış. 1960 yılında </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">Cumhuriyeti ilan edilmiş ve adada fiilen İngiliz egemenliği bitmiş ama etkisi geçmemiş. Bir kere trafik soldan akıyor, evler sterlinle alınıp, satılıyor. Pek çok şeyde İngiliz damgası var hâlâ. 1960 yılında imzalanan anlaşmayla İngilizlere Güney </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;ta iki üs bırakılmış. Şimdi Karni ve Esentepe köylerinde 6 bin İngiliz yaşıyor, Güney&#8217;de de 30 bin civarında İngiliz&#8217;in yaşadığı söyleniyor.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;">1963 yılında iki kesim arasında çatışmalar başlamış, bu tarihte 104 karma köy varmış, Türkler 1963-1974 yılları arasında 84 köyden sürülmüş. 15 Temmuz 1974 günü </span><a style="text-decoration: none;" title="Yunanistan Haberleri" name="845_845" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/yunanistan-845.html"><span style="color: #000000;">Yunanistan</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;daki Albaylar Cuntasının da desteğini alan EOKA lideri Nikos Sampson Makarios hükümetini devirmiş. Beş gün sonra Türk ordusu denizden ve havadan harekata başlamış. BM Güvenlik Konseyi ateşkes isteyince harekat durmuş, Türk ordusu Girne&#8217;den Lefkoşa&#8217;ya kadar uzanan bölgeye sıkışmış. 15 Ağustos 1974 günü ikinci harekat başlamış, Mağusa, Erenköy, Karpaz çevresi Türk denetimine girmiş. Ancak ikinci harekat uluslararası kamuoyunda büyük tepkiyle karşılanmış, </span><a style="text-decoration: none;" title="türkiye Haberleri" name="15_15" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/turkiye-15.html"><span style="color: #000000;">Türkiye</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;nin sınır çizmesi de, Kıbrıslı Türklerin kurdukları devlet de, hiçbir zaman kabul edilmemiş.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;"><br />
Biz </span><a style="text-decoration: none;" title="kktc Haberleri" name="470_470" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kktc-470.html"><span style="color: #000000;">KKTC</span></a><span style="color: #000000;"> diyoruz ama bu devleti bizden başka tanıyan yok. Öyle ki İnterpol bile tanımıyor </span><a style="text-decoration: none;" title="kktc Haberleri" name="470_470" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kktc-470.html"><span style="color: #000000;">KKTC</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;yi, hal böyle olunca Asil Nadir gibi aranan şahıslar rahatlıkla yaşayabiliyor </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;ta. Kuzey </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;"> ciddi bir izolasyon yaşıyor, örneğin hiçbir </span><a style="text-decoration: none;" title="uçak Haberleri" name="24_24" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/ucak-24.html"><span style="color: #000000;">uçak</span></a><span style="color: #000000;"> direkt olarak uçamıyor, bu da özellikle turizmin gelişmesini engelliyor. 1974&#8242;te ikiye bölünen adada iki taraf çözüme ulaşmak için yıllardır görüşüyor, (dün Talat ve Hrisofyas bu yılın 40. görüşmesini yaptı) ancak ortada somut bir gelişme yok.</p>
<p></span><a style="text-decoration: none;" title="kktc Haberleri" name="470_470" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kktc-470.html"><span style="color: #000000;">KKTC</span></a><span style="color: #000000;">, adanın yüzde 36.04&#8242;ünü, Rum kesimi ise 61.2&#8217;sini elinde tutuyor. Rumlar, Kıbrıslı Türklere yüzde 26.94 oranında toprak bırakmak istiyor.</span><a style="text-decoration: none;" title="kktc Haberleri" name="470_470" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kktc-470.html"><span style="color: #000000;">KKTC</span></a><span style="color: #000000;"> ise sahiller ve Karpaz hariç, yüzde 30&#8242;un altına inmemekte diretiyor. Anlaşılan o ki herkes toprak ve mülkiyet sorununa kafayı takmış durumda. Çözüm aslında belirsizliğin giderilmesi anlamına geliyor. Zira özellikle Kuzey </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;taki göçmenlerin çoğu nerede, ne kadar yaşayacağını bilmiyor, bu çözümü güçleştiriyor. Mülkiyet sorunu Rumların kazandığı davalarla iyice karmaşık bir hale gelmiş. 1974 yılında Kuzeyde yaşayan 150 bin Rum Güney&#8217;e; Güney&#8217;de yaşayan 60 bin Türk Kuzey&#8217;e göç etmiş. Göç edenlerin mülkleri çoğunlukla göçmenlere verilmiş.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;">Kuzey&#8217;in nüfusu 125 bin iken 250 bine çıkmış, 35 yılda 83000 Türkiyeli göç etmiş. Rumlar da boş durmamış, onlarında nüfusu 400 binden 850 bine çıkmış. Bunların 66 bin Pontoslu 100 bin Yunanlı 10 bin Sırp, 20 bin</span><a style="text-decoration: none;" title="Hıristiyan Haberleri" name="652_652" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/hiristiyan-652.html"><span style="color: #000000;">Hıristiyan</span></a><span style="color: #000000;"> Arap göçmenlermiş. Kıbrıslı yerel kaynaklara göre Rumlar Güneydeki Türk izlerini sistemli olarak yok ediyormuş, özellikle köylerdeki 100 civarındaki camiyi yıktıkları söyleniyor.</span></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;"><span style="color: #000000;">Kuzeyde hiç </span><a style="text-decoration: none;" title="kilise Haberleri" name="74_74" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kilise-74.html"><span style="color: #000000;">kilise</span></a><span style="color: #000000;"> yıkılmadığı söyleniyor ama müze ve cami olarak kullanılanların dışındakilerin tarumar edildiğini söylemem gerekiyor. </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">sorununun görünmeyen bir yüzü daha var. O da en büyük zararı</span><a style="text-decoration: none;" title="türkiye Haberleri" name="15_15" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/turkiye-15.html"><span style="color: #000000;">Türkiye</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;de yaşayan Rumlara vermiş olması. </span><a style="text-decoration: none;" title="İstanbul Haberleri" name="1087_1087" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/istanbul-1087.html"><span style="color: #000000;">İstanbul</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;u altüst eden 6-7</span><a style="text-decoration: none;" title="Eylül Haberleri" name="705_705" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/eylul-705.html"><span style="color: #000000;">Eylül</span></a><span style="color: #000000;"> 1955 olaylarının, 1964 yılında Yunan uyruklu Rumların apar topar sınırdışı edilmesinin, Gökçeada (İmroz) Rumlarına yapılan baskı ve kamulaştırmaların altında hep </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;"> sorunu </span><a style="text-decoration: none;" title="Yat Haberleri" name="962_962" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/yat-962.html"><span style="color: #000000;">yat</span></a><span style="color: #000000;">ıyor.<br />
</span><br />
<span style="color: #000000;">Nasıl Gidilir?<br />
Girne; Lefkoşa&#8217;ya 26 km, Ercan Havaalanına 44 km, </span><a style="text-decoration: none;" title="Gazimağusa Haberleri" name="1233_1233" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/gazimagusa-1233.html"><span style="color: #000000;">Gazimağusa</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;ya 80 km, Güzelyurt&#8217;a 63 km, Lefke&#8217;ye 68 km, İskele&#8217;ye 77 km ve Dipkarpaz&#8217;a 140 km uzaklıkta. </span><a style="text-decoration: none;" title="kıbrıs Haberleri" name="469_469" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/kibris-469.html"><span style="color: #000000;">Kıbrıs</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;a </span><a style="text-decoration: none;" title="türkiye Haberleri" name="15_15" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/turkiye-15.html"><span style="color: #000000;">Türkiye</span></a><span style="color: #000000;">&#8216;nin 11 kentinden </span><a style="text-decoration: none;" title="uçak Haberleri" name="24_24" href="http://www.turizminsesi.com/haber/arama/ucak-24.html"><span style="color: #000000;">uçak</span></a><span style="color: #000000;"> seferleri yapılıyor.<br />
</span><a style="text-decoration: none;" href="mailto:bereketlitopraklar@gmail.com"><span style="color: #000000;">bereketlitopraklar@gmail.com</span></a></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;">Ersoy Soydan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/10/bereketli-topraklar-girne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namık Kemal, Mağusa’yı hiç sevmemişti o günden bugüne çok şey değişmiş</title>
		<link>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/namik-kemal-magusa%e2%80%99yi-hic-sevmemisti-o-gunden-bugune-cok-sey-degismis/</link>
		<comments>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/namik-kemal-magusa%e2%80%99yi-hic-sevmemisti-o-gunden-bugune-cok-sey-degismis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 01:09:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>firat</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİ YAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs mağusa]]></category>
		<category><![CDATA[lefkoşa tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nctourismnews.com/new/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta, KKTC’ye yaptığım gezinin Lefkoşa ve Girne bölümlerini anlatmıştım. Bu hafta sizi Güzelyurt’un limon, greyfurt bahçelerinden başlayan bir tura çıkaracağım. Aşkla kurulan, Arapların, Cenevizlerin, Osmanlı’nın izlerini taşıyan Gazi Mağusa’ya uğrayacağız. Karpaz’ın kilometrelerce uzanan plajlarından geçip, özgür eşeklerin dolaştığı ıssız noktalarına uzanacağız.
Girne’de tırmanmadık yokuş, görmedik tarihi eser kalmayınca, bu güzel kentle vedalaşmanın zamanı geldi. Kentin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçen hafta, KKTC’ye yaptığım gezinin Lefkoşa ve Girne bölümlerini anlatmıştım. Bu hafta sizi Güzelyurt’un limon, greyfurt bahçelerinden başlayan bir tura çıkaracağım. Aşkla kurulan, Arapların, Cenevizlerin, Osmanlı’nın izlerini taşıyan Gazi Mağusa’ya uğrayacağız. Karpaz’ın kilometrelerce uzanan plajlarından geçip, özgür eşeklerin dolaştığı ıssız noktalarına uzanacağız.</strong></p>
<p>Girne’de tırmanmadık yokuş, görmedik tarihi eser kalmayınca, bu güzel kentle vedalaşmanın zamanı geldi. Kentin en güzel otellerinden Merit Crystal’deki odamın balkonunda önce güneşi yolcu ettim. Deniz öyle güzel menevişlendi ki, gözümü uzun süre guruptan ayıramadım. Muhteşem renkler gökyakut gibiydi; önce gece mavisine, sonra koyu laciverde ve sonunda siyaha dönüştü. İşte o an, yıldızlar teker teker gökyüzündeki yerlerini aldı. Bu görüntüye birkaç kuş öterek eşlik etti. Denizden esen yel, sıcağı daha dayanılır kıldı. Akdeniz’in kızı Girne’ye, bir kez daha aşık olduğumu hissettim.<br />
Ertesi gün rehberimiz Fırat Oktar direksiyonu Güzelyurt istikametine kırdı. KKTC’nin en yeşil bölgesi, önemli su kaynaklarına sahipti. Limonun Akdeniz’deki başkenti, <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>’ın meyve bahçesiydi. Narenciye bahçeleri, kavun, karpuz tarlaları, sebze bahçeleriyle ülke ekonomisine büyük destek veriyordu.</p>
<p><strong>KRISTINA’NIN HIRSIZ KEBABI</strong></p>
<p>Biz, adanın tam ortasındaki boynuzun ucuna gidiyorduk. Koruçam’ın köy kasabı Bayan Kristina bize “Hırsız Kebabı” pişirecekti. “Yorgo Kasap Restoran’ı” kızı Maria’yla işletiyordu. Kebabı öylesine ünlüydü ki her yerden buraya koşturuyorlardı. Kristina kasaplığı babasından nasıl öğrendiğini anlatırken kuzu budunu parçaladı, kebabı hazırlayıp, özel fırına attı.<br />
Kebap pişinceye kadar Maria bize köy turu attırdı. Kırık Türkçesi ile geçmişi anlattı. Yüz yıllık kilisenin papazıyla tanıştırdı. Hatta Rumca şarkılar söyledi. Lokantaya döndüğümüzde kebap kıvamını bulmuştu. Çoban salatası ve buz gibi bira eşliğinde “Hırsız Kebabını” iştahla yedik. Ayrılık vakti gelince Kristina’yı aradık. Lokantanın esintili bir köşesinde uyuyordu. Uyandırmaya kıyamadık. Rüyalarıyla başbaşa bırakıp, selamımızı kızı Maria’ya emanet ettik. Sessizce köyden ayrıldık.</p>
<p><strong>GAZİ MAĞUSA’DA AŞK</strong></p>
<p>Gezi programımızdaki diğer önemli durak Gazi Mağusa idi. Burası Akdeniz Bölgesinde, çok önemli tarihi bir limandı. Geçmişin kayıtçılarına bakılırsa, burayı eski Mısır krallarından II. Ptolemy Philadelphus kurmuş ve çok sevdiği karısı Arsione’nin adını vermişti. Yani kentin başlangıcında “aşk” vardı. Ama geçen yıllarla birlikte para, aşka ağır basmış, Mağusa, Akdeniz’in önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Tüccar ülkeler burayı ele geçirebilmek için, güzelim kentin sokaklarını kana bulamışlardı. Araplar, Akdenizli korsanlar, Haçlılar, Cenevizliler, Venedikliler, Osmanlılar derken, kent tüm bu uygarlıkların eserleriyle süslenmişti.<br />
Mağusa bir zamanlar “365 kiliseli kent” olarak anılıyordu. Bunların bir çoğu savaşlarda, depremlerde yerle bir olmuştu. Ama hala, Gotik mimarinin en güzel örneklerini sergileyen kiliselere rastlamak mümkündü. Sıcağın izin verdiği kadar gezindim. En çok Namık Kemal’in hapsedildiği zindanın önünde zaman geçirdim. Yazdığı “Vatan Yahut Silistre” adlı oyun yüzünden 1873 yılında Mağusa’ya sürgün edilen ünlü şair ve yazarın, burası hakkında yazdıklarını anımsamaya çalıştım. Yazar zindanda tuttuğu günlüklerde vapurdan indirilip, Mağusa’ya getirilişini, konulduğu mezara benzeyen küçük taş hücreyi, ince bir şilte üstünde geçirdiği geceleri anlatır. Namık Kemal, bu günlüklerde sadece zindan hayatını anlatmakla kalmaz, kenti her yönüyle anlatan bilgiler de verir. Bu notlardan iklimini, coğrafyasını, bitki örtüsünü, taşını toprağını, arı iriliğindeki sivrisineklerini, neredeyse timsah büyüklüğündeki kentenkelelerini öğreniriz. Yazara göre Mağosa’daki her şey olumsuzdur. Yaşanacak bir yer değildir.<br />
Tüm bunlar 126 yıl öncesinin anılarıdır. O günden bu güne tüm olumsuzlar geride kalmış, Mağusa adanın en gözde kentlerinden biri olmuştur.</p>
<p><strong>TALİHLİ EŞEKLER</strong></p>
<p>Adadaki son yolculuğumuzu, bir parmak gibi Türkiye’ye doğru uzanan Karpaz Yarımadası’na yaptık. Önce turistik alan ilan edilen Bafra’dan geçtik. Burasının KKTC’nin Antalyası olması düşlenmişti. Büyük yatırımcılar “temalı oteller” yapmak için kolları sıvamıştı. Ben bir tek “Kaya Artemis” otelini gördüm, hayran kaldım. Diğerler oteller de tamamlandıklarında aynı güzelliği sergilerlerse, burası gerçekten ikinci <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Antalya/" target="_blank">Antalya</a> olurdu.</p>
<p>Karpaz, <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>’ın yalnız topraklarıydı. Deniz kıyısında kilometrelerce uzanan bakir plajlar, yeşilliklerle kaplı el değmemiş tepeler huzurlu görüntüler sunuyordu. Bozuk yoldan kıvrıla kıvrıla gidip, Karpaz’ın en ucuna ulaştık. Önce dünyanın en özgür eşeklerini gördük. Yöreye özgü bu eşekler, sürüler halinde otluyorlardı. İnsanları yanlarına yaklaştırmayan bu vahşi eşekler, dayak yemek, yük altında ezilmek kaygısından uzakta, doğanın keyfini çıkartıyorlardı. Daha sonra Ortodoksların önemli ibadet merkezlerinden biri olan Apostol Andreas Manastırı’nı ziyaret ettik. Buradaki kutsal sudan içip, kimimiz sağlık, kimimiz para, kimimiz aşk ve mutluluk diledik. Biraz ilerideki Zafer Burnu’nda ada bitiyordu. Burnun hemen yanı başındaki “Deniz Kuşları” lokantasında, Akdeniz’e karşı bir güzel balık ziyafeti çektik. Burnun tam ucunda iki katlı, taş bir ev vardı. Evin pencerelerinden uçsuz bucaksız Akdeniz manzarası seyrediliyordu. İçinde kimlerin oturduğunu bilmediğim küçük evi seyredip, yalnızlık düşleri kurarak <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a> gezimi noktaladım.<br />
Dört günlük gezimin sonunda, Kuzey <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>’ın denizi, tarihi, güneşi, doğası ve lezzetli yemekleriyle çok güzel bir tatil diyarı olduğuna karar verdim. Üstelik fiyatların da ceplere fazla zarar vermediğini gözledim. Bu nedenle KKTC’yi tatil rotanıza yazmanızı öneririm.</p>
<p><strong>Kebapta şeftali aramayın</strong></p>
<p><a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a> mutfağı, bugüne kadar topraklarında misafir ettiği kültürlerin etkisinde kaldı. Bu birikimi yorumlayıp, adaya özgü özel bir mutfak oluşturdu. Ada olmasına rağmen, balık hiçbir zaman ön plana çıkmadı. Kuzu ve kebaplar hep mutfağın baş köşesinde oturdu. Bunun en güzel kanıtını pazar günleri görmek mümkün. O gün tüm Kuzey Kıbrıslılar, çoluk çocuk kırlara gidip mangalda et kızartır. Dumanlar neredeyse adanın gökyüzünü kaplar, bütün ada kızarmış et kokar.</p>
<p>Türkiye’nin önemli gurmelerinden, KKTC’deki Merit otellerinin Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar, Kıbrıslıların üç öğününü şöyle özetledi: “Sabahları bizde reçel denen, burada macun diye adlandırılan tatlılar yenir. Macun hemen her sebzeden ve meyveden yapılır. En makbulü cevizdir. Kahvaltısında bal, meyve ve yoğurt da tüketilir. Öğle yemeği tencere ağırlıklıdır. Yer elmasını andıran Kolakas ve kuzu etiyle yapılan yemek, yine <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>’a özgü bir sebze olan Molehiya, bamya, musakka masaları süsleyen yemeklerin başında yer alır. Tabii börekleri de unutmamak gerekir. Hellimli, ıspanaklı, kabaklı, zeytinli, mantarlı, tahinli börekleri ve pirohi denen mantı yemek masalarının vazgeçilmezleridir. Akşam yemeği bir şölendir. 21.30’dan önce başlanmaz. Mezelerle açılır. Küçük tabaklarda zengin çeşit sunulur: Cacık, humus, süzme yoğurt, kurutulmuş et, fava, badem içi, adaya özgün turşular, haşhaş tohumu ve sarımsakla tatlandırılmış kırma zeytin, limonlu tahin&#8230; Daha sonra ara sıcaklar sökün eder: Bumbar dolması, hellim ızgara, ızgara siyah zeytin, zeytinyağlı sarma, kabak çiçeği dolması&#8230; Son olarak sıra ana yemeklere gelir. Ana yemekler çok lezzetli ama akşam yemeği için oldukça ağırdır. Örneğin <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>’ın en sevilen yemeği Şeftali Kebabı, yağlı kıymayla yapılmış köftelerin, kuzu gömleğine sarılarak ızgarada pişirilmesi ile hazırlanır. Tam bir kolesterol bombasıdır. Yine kuzu budundan hazırlanan fırın kebabı -bazı bölgelerde hırsız kebabı ve kleftiko diye de anılır-, küp kebabı, tavşan etinden hazırlanan Lalıngı çok lezzetli ancak hazmı zor yemeklerdir.</p>
<p><a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a> mutfağının tatlıları da zengindir: Tatlı sini katmeri, samsı tel kadayıfı, Şam işi lokma, simit helvası, erişteli sütlaç&#8230; Kıbrıslı yemekte viski içmeyi tercih eder. Konyak içenlere de rastlanır. Şarap, özellikle rakı, yeni yeni masalara yerleşiyor.”</p>
<p>Mehmet Yaşin &#8211; Hürriyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/namik-kemal-magusa%e2%80%99yi-hic-sevmemisti-o-gunden-bugune-cok-sey-degismis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuzey Kıbrıs sizi bekliyor</title>
		<link>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/kuzey-kibris-sizi-bekliyor/</link>
		<comments>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/kuzey-kibris-sizi-bekliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 00:59:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>firat</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİ YAZILARI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nctourismnews.com/new/?p=159</guid>
		<description><![CDATA[Türklerin pasaportsuz gidip aynı dili konuştuğu tek tatil cenneti olan KKTC, muhteşem denizine, zengin tarihine, Akdeniz’in en güzel otellerine, lezzetli yemeklerine ve uygun fiyatına rağmen nedense hep göz ardı edilmiştir. Ben son gezimi, Akdeniz’in incisi, uygarlıkların paylaşamadığı Kıbrıs’ın kuzeyine yaptım. Kentlerinde tarihe doğru yürüdüm, koylarında Akdeniz’le kucaklaştım, lokantalarında lezzetli yemeklerin tadına baktım&#8230;
LEFKOŞA

Beraber yolculuk edeceğimiz görüntü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türklerin pasaportsuz gidip aynı dili konuştuğu tek tatil cenneti olan KKTC, muhteşem denizine, zengin tarihine, Akdeniz’in en güzel otellerine, lezzetli yemeklerine ve uygun fiyatına rağmen nedense hep göz ardı edilmiştir. Ben son gezimi, Akdeniz’in incisi, uygarlıkların paylaşamadığı Kıbrıs’ın kuzeyine yaptım. Kentlerinde tarihe doğru yürüdüm, koylarında Akdeniz’le kucaklaştım, lokantalarında lezzetli yemeklerin tadına baktım&#8230;</strong></p>
<p><strong><span style="color: red;">LEFKOŞA<br />
</span></strong><br />
Beraber yolculuk edeceğimiz görüntü yönetmeni Faruk Solmaz, <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Atat%C3%BCrk_Havaliman%C4%B1/" target="_blank">Atatürk Havalimanı</a>’nda pasaportunu yanına almadığını söylediğinde, bir kazan kaynar suyun tepemden aşağıya döküldüğünü zannettim. Randevular alınmış, rezervasyonlar yapılmış, tüm program hazırlanmıştı. Çaresizlik içinde yönetmen Emrah Bakkaloğlu’na dönüp, “İkimiz bu işi kıvırabilir miyiz” diye sordum. Umutsuz bir ifadeyle beceremeyeceğimizi söyleyince telaşım bir kat daha arttı. Geziyi iptal etmekten başka seçeneğimiz yoktu. Yüzü al al olmuş Faruk yanımızdan uzaklaştı. Ben, öfkemden kaçtığını sandım. Ama biraz sonra yanımıza döndüğünde suratına gülücükler oturmuştu. “Geliyorum” dedi. Meğer KKTC’ye girmek için pasaporta gerek yokmuş, nüfus kağıdı yeterli oluyormuş.<br />
Uçuş bir saat 10 dakika sürdü. Yani <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul/" target="_blank">İstanbul</a> trafiğinde bir yerden bir yere gitme süresinde, kendimizi KKTC’nin Ercan Havalimanı’nda bulduk. Bizi sıcak bir hava, ardından da köpekler karşıladı. İki narkotik köpeği, bagajlarını bekleyenleri koklayıp duruyordu. İşlerini ciddiyetle yapıyor, sevgi gösterisinde bulunanlara hiç yüz vermiyorlardı. Sonra uzun bir pasaport kuyruğu çıktı karşımıza. Yavaş yavaş ilerleyen, insanı bıktıran bir kuyruktu bu. Oysa ülkeyle ilk tanışma daha sempatik olmalıydı. Bir hafta önce gittiğim Venedik’te, kuyruk buradakinden uzundu ama daha hızlı ilerliyordu. Görevliler yolcularla şakalaşıyor, sayfaları uzun uzun karıştırmak yerine vizeye bakıp, giriş damgasını vuruyordu.</p>
<p><strong>TARİH KOKAN SOKAKLAR</strong></p>
<p>Bizi, <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a> Türk Turizm ve Seyahat Acentaları Birliği’nden (KITSAB) Fırat Oktar karşıladı. Sıcaktan yakınınca, gerçek sıcakların henüz başlamadığını belirterek bizi teselliye çalıştı. Ağustosta, otomobilin içinde 62 dereceyi gördüğünü söyledi. Aslında ağustosta <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>civarında bulunmamak gerekiyordu.</p>
<p>Kalacağımız Lefkoşa Merit Otel’in resepsiyonunda, klimadan yayılan serin hava, sıcaktan karıncalaşmaya başlayan beynimi kendine getirdi. Hele ikram edilen buz gibi limonata, tam bir doping etkisi yaptı. Terim kuruyunca soluğu, Lefkoşa’nın tarih kokan sokaklarında aldım.</p>
<p>Bu kent, 11. yüzyıldan beri Ada’nın başkentiydi. Etrafı, Venedikliler zamanında yapılan sağlam bir kale duvarıyla çepeçevre sarılmıştı. Kalenin içindeki dar sokaklar, tarihe doğru uzanan labirenti andırıyordu. Kiliselerin, kiliseden bozma camilerin, eski evlerin gölgesine sığınarak sokak sokak dolaşıyordum. Ama güneşin altında ısınan taşlardan yansıyan sıcak beni gölgede de bulup, bunaltıyordu.</p>
<p>İşte bu bunalma anlarımdan birinde Büyük Han’ı keşfettim. Avlusuna girince burayı Bursa’daki İpek Han’a ve Urfa’daki Gümrük Han’a benzettim. Tamamıyla taştan inşa edilmişti, 68 oda ve 10 dükkandan oluşuyordu. Üst katta çepeçevre sıralanmış dükkanlarda hediyelik eşya satılıyordu. Hanın tam ortasında küçük bir mescit vardı. Kahveler kemerlerin gölgesine sığınmıştı. Koca pervaneler fırıl fırıl dönüp duruyor, sıcak havayı serinletmek için var güçleriyle çalışıyordu. Esintinin ulaştığı masalardan birine oturup, bol buzlu bir limonata söyledim. Gezim boyunca, susadığım zaman hep bu içeceğe sarıldım. Çünkü böylesine lezzetlisini hiçbir yerde içmemiştim.</p>
<p><strong>İKİ ÜLKELİ KENT<br />
</strong><br />
Enerjimi topladığımda tekrar sokakları arşınlamaya başlıyordum. Lefkoşa, Bizanslılar döneminde başkent olmuş ve asırlar boyu bu unvanını hiç kaybetmemişti. Venedikliler de, gizemli Tapınak Şövalyeleri de, Kudüs Kralı Guy de Lusıngan da, Osmanlılar da, İngilizler de, Türk ve Rumlar da bu kenti hep başkent olarak tanımışlardı.</p>
<p>Lefkoşa’da en büyük yapısal değişimi Osmanlılar gerçekleştirmişti. Başta St. Sophia Katedrali olmak üzere bir çok kilise camiye çevrilmişti. Venedik konaklarına cumba ilave edip, kendi üsluplarına benzetmeye çalışmışlardı. Ayrıca avlulu, iki katlı büyük konaklar da inşa etmeyi ihmal etmemişlerdi. İngiliz döneminde ise yaşam surların dışına taşmaya başlamıştı.</p>
<p>Surların içindeki gezimi, Yiğitler Burcu parkında, bir ağaç gölgesinde bitirdim. Kenti ikiye bölen sınırın yanı başındaydım. Yeşil Hat, evleri, kiliseleri, sokakları, insanları ve yaşamları da bölmüştü. Parkta karşı tarafı seyrederken, Berlin Duvarı aklıma geldi. O da bir zamanlar bir kenti ikiye bölerek yaşamları alt üst etmişti. Yıkılınca, dünya üstünde bir tek Lefkoşa, iki ülkeli kent unvanıyla anılmaya başlanmıştı.</p>
<p>Lefkoşa’da görülecek yerler, tüm güzellikler surların içindeydi: Venedik Sütunu, Arabahmet Camii, Selimiye Camii, Kumarcılar Hanı, Derviş Paşa Konağı, Büyük Hamam, Mevlevi Tekke&#8230; Dışarıda ise betonarme ormanı vardı. Güzelim konaklar, tek katlı bahçeli evler yıkılarak yerlerine anlamsız binalar kondurulmuştu. Onun için surların dışındaki Lefkoşa ile pek ilgilenmedim.<br />
Lefkoşa Merit Oteli’nin terasında güneşi batırdım. Karanlık çökünce kentin ışıkları yandı. Oturduğum yerden kentin iki bölümünü de görebiliyordum. Nedense güneydeki ışıklar, kuzeyden daha çok parlıyordu. Bu parlaklık farkı neyin göstergesiydi acaba?<br />
Ertesi sabah asırlık başkentle vedalaşıp, denize doğru yol almaya başladım.</p>
<p><strong>ZİRVEDEKİ KALE</strong></p>
<p>Lefkoşa’dan ayrıldıktan bir süre sonra Fırat Oktar, direksiyonu St. Hilarion Kalesi’ne doğru kırdı. Bizans kalesi dağın zirvesindeydi. Üstünde yükseldiği kayalarla öylesine bütünleşmişti ki, uzaktan onu fark etmek zordu. Kaleden Girne ve <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>’ın tüm kuzey sahilleri görülüyordu. İnsan burada kendini kartal gibi hissediyordu. Her şeye yukarıdan bakan bir kartal gözü, demek böyle görüyordu Girne’yi. Kale adını, Kudüs’ten kaçarak gelen ve ölene dek dağın tepesindeki bir mağarada yaşayan bir azizden almıştı. Saklanmak için seçtiği yere bakılırsa, Hilarion yaşama tutkun bir azizdi.</p>
<p><strong><span style="color: red;">GİRNE</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Akdeniz’in güzel kızı</strong></p>
<p>KKTC’de trafik, İngiltere’deki gibi sağdandı. Direksiyondaki rehberimiz Fırat Oktar’ın ters yola girdiği hissine kapılıp karşıdan gelen otomobilin üstümüze çıkacağını sanıyordum. Hele kavşaklarda işin içinden çıkamıyordum. Bunca yıldan beri alıştığım sapışlar tamamen tersine dönmüştü. Kapının sapını sıkıca kavrayıp, sağ ayağımla olmayan frene<img src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/7249/8297249.jpg" alt="/_np/7249/8297249.jpg" align="right" />sürekli basıyordum.<br />
Araba Beşparmak Dağları’nı tırmanırken, Kıbrıslıların neden İngilizlerden kalma bu ters trafikte ısrarcı olduklarının yanıtını arıyordum. Oysa dağa tırmandıkça manzara değişiyor, Lefkoşa’daki hakim renk olan sarı yerini yeşile bırakıyordu. Hele uzaklardan Akdeniz görününce yeşil daha da belirginleşti, ağaçların boyları uzadı. KKTC’nin ikinci büyük kenti Girne’ye doğru gidiyordum. Uzun yıllar önce bir kez daha geldiğim bu kenti anımsamak için arada bir gözlerimi kapatıyordum ama, tarihi limandan başka hiçbir görüntü gözümün önüne gelmiyordu. Bir de Rauf Denktaş’la yediğim hellim peynirini hatırlıyordum. Bu kadar az anı nedeniyle Girne’ye ilk kez geliyor sayılabilirdim.</p>
<p>Tepelerden Girne’ye inerken villalar göründü. Saray yavrusunu andırıyorlardı. Yıllar önce geldiğimde yoktu hiçbiri. Bu kadar çok villaya ihtiyaç var mıydı acaba? Fırat, sorunun cevabını verdi: “Çoğu İngilizlerin. Çünkü burada fiyatlar güneydekilerin üçte biri. İkişer, üçer alıp devremülk gibi kiralıyorlar. Otel ve pansiyonların belini büküyorlar.” Uyanık İngilizler, diye geçirdim içimden.</p>
<p><strong>DAHA GÜZEL VE SICAK<br />
</strong><br />
Girne’yi Begonviller kırmızıya, zakkumlar pembe ve beyaza boyamıştı. Palmiyelerin Girne’ye çok yakıştığını düşündüm. Her evin önünde begonvillerle sarılmış bir gölgelik vardı. Merit Crystal Cove oteline doğru ilerlerken, bu kenti ilk gelişimde çok sevdiğimi hatırladım. Geçmiş, parça parça hafızamdan dökülecekti anlaşılan.</p>
<p>Girne, başkenti Lefkoşa’dan daha güzel, yeşil, renkliydi ama aynı zamanda daha da sıcak ve nemliydi. Odamın balkonuna çıkmadan, camın ardından seyrettim Akdeniz’i. Deniz, bütün güzelliklerini sanki bu kıyılarda sergiliyordu. Uzaklarda lacivert, sonra mavi, bir yerde turkuvaz, bir yerde boncuk mavisi, başka bir köşede yeşilimsi&#8230; Serin odada Akdeniz’i seyretmek çok güzeldi ama çıkıp kenti tanımalıydım.</p>
<p>Önce Bellapais’e gittim. Gotik mimarinin eşsiz örneklerindendi, 12. yüzyılda yapılmıştı. Selvili katedrali görünce, yıllar önce yağmurlu bir günde geldiğimi ve buraya yerleşmeye karar verdiğimi hatırladım. Bellapais’in dar sokaklarında dolaşırken, kendimi birçok mekanda birden buldum: Bodrum’da, Alaçatı’da, Korsika’da, Girit’te, Sicilya’da&#8230;</p>
<p>Sonra limana indim. Çepeçevre lokantalarla çevrelenmiş bu tarihi limanda, dinlenmek için oturduğum koltukta, karşıdaki kaleyi seyrederken birden aklıma bu liman için, “karıncaların ayak sesleri duyuluyor” diye yazdığım geldi. O zamanki sessizliği hatırladım. Ama şimdi, avaz avaz bağıran müzikler birbirine girmişti. Etrafa baktım, her şeye rağmen, herkes, her şeyden çok memnun görünüyordu. Limanın güzelliği tüm olumsuzluğu silip süpürüyordu anlaşılan.</p>
<p>Nemli sıcak, sokaklarda dolaşmama pek izin vermedi. Otele dönüp, Akdeniz’le kucaklaştım. Kulaç atarken, maviye boyandığımı zannettim. Akşam yemeğinden sonra turistler akın akın kumarhaneye giderken ben odamın yolunu tuttum. Serin odamda güzel rüyalara dalmayı, para tıkırtısına tercih ettim.<br />
<a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a> haftaya da devam edecek: Güzelyurt, Karpas, Mağusa, özgür eşekler ve <a style="color: #003399; text-decoration: none;" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/K%C4%B1br%C4%B1s/" target="_blank">Kıbrıs</a>’ın lezzetli mutfağı.</p>
<p>Mehmet Yaşin &#8211; Hürriyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/kuzey-kibris-sizi-bekliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altın Kumsal Karpaz</title>
		<link>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/altin-kumsal-karpaz/</link>
		<comments>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/altin-kumsal-karpaz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2009 00:33:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>firat</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİ YAZILARI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nctourismnews.com/new/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Turkuaz renkteki koyları,incecik kumu ile altın kum,geniş;gözünüzün alabildiğine uzanan plajlarıyla hayal gibi bir yer.
TUYED heyeti ile KKTC&#8217;ye yaptığım gezi sırasında gezdiğimiz Dipkarpaz&#8217;ın dünyanın cennet köşelerinden biri olduğunu söylersek abartmış olmayız..Ulaşım sadece özel araçla sağlanabiliyor.Onun dışında maalesef toplu taşıma aracı yok. Eğer turla geldiyseniz hazırlanmış paket programları tercih edebilirsiniz.Yalnız gelmişseniz kiralık araba bulabilirsiniz.Girne&#8217;den yola çıkıyorsanız,önce Lefkoşa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Turkuaz renkteki koyları,incecik kumu ile altın kum,geniş;gözünüzün alabildiğine uzanan plajlarıyla hayal gibi bir yer.</strong></p>
<p>TUYED heyeti ile KKTC&#8217;ye yaptığım gezi sırasında gezdiğimiz Dipkarpaz&#8217;ın dünyanın cennet köşelerinden biri olduğunu söylersek abartmış olmayız..Ulaşım sadece özel araçla sağlanabiliyor.Onun dışında maalesef toplu taşıma aracı yok. Eğer turla geldiyseniz hazırlanmış paket programları tercih edebilirsiniz.Yalnız gelmişseniz kiralık araba bulabilirsiniz.Girne&#8217;den yola çıkıyorsanız,önce Lefkoşa sonra Mağus,oradan Dipkarpaz yolunu izleyerek 3 – 3,5 saatde Karpaz belediyesine ulaşabilirsiniz. Dipkarpaz&#8217;dan zafer burnuna;yani adanın ucuna gitmek için 50 km. civarı daha yolunuz var.Yollar oldukça dar ve bozuk.Ama sonunda ulaşacağınız yerler için bu yollara katlanmaya değecek.</p>
<p><img style="border-width: 0px;" src="http://www.turizminsesi.com/images/news/9840.jpg" alt="" width="468" height="222" /></p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;">Üstteki fotograf işte sizin gideceğiniz “Golden Beach”isimli plaj.Yaklaşık 12 kilometrelik plaj,başka yerde eşine rastlamanın mümkün olmayacağı kadar temiz.Plaj,adını ince sarı kum tanelerinden alıyor.Eğer denizi ve güneşi özlüyorsanız,burada bu özleminizi bir keyfe dönüştürebilirsiniz.Dönüş için mutlaka dinlenmeniz gerekecektir.Orada tanık olduğunuz bu güzellik kesinlikle sizi sarhoş edecek.Seyahat sizi yoracak,ancak gördüklerinizin aklınızdan çıkmayacağını garanti edebiliriz…</p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;">Ayşula Özgen</p>
<p style="font: normal normal 100 9pt/140% Verdana;">http://www.turizminsesi.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/altin-kumsal-karpaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tek Kent İki Başkent : Lefkoşa</title>
		<link>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/tek-kent-iki-baskent-lefkosa/</link>
		<comments>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/tek-kent-iki-baskent-lefkosa/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2009 23:45:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>firat</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİ YAZILARI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nctourismnews.com/new/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Lefkoşa, Kıbrıs&#8217;ın en kalabalık kenti ve ayrıca kültür, sanayi, ticaret ve ulaşım merkezi. Şehrin en büyük özelliği, Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılmasıyla dünyada iki taraflı tek başkent ve şehir olması. Şehrin, kuzeyinde Türkler, güneyinde Rumlar, ara bölgede ise BM Barış Gücü bulunuyor. Lefkoşa birçok tarihi güzellikleriyle görülmeye değer     Bu hafta Kuzey Kıbrıs&#8221;ın başkenti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lefkoşa, Kıbrıs&#8217;ın en kalabalık kenti ve ayrıca kültür, sanayi, ticaret ve ulaşım merkezi. Şehrin en büyük özelliği, Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılmasıyla dünyada iki taraflı tek başkent ve şehir olması. Şehrin, kuzeyinde Türkler, güneyinde Rumlar, ara bölgede ise BM Barış Gücü bulunuyor. Lefkoşa birçok tarihi güzellikleriyle görülmeye değer     Bu hafta Kuzey Kıbrıs&#8221;ın başkenti Lefkoşa&#8221;ya gidiyoruz. 1974 yılında ikiye bölünen Lefkoşa hem KKTC&#8221;nin, hem de Kıbrıs Rum Yönetiminin başkenti. Birçok uygarlığın izlerini taşıyan Lefkoşa&#8221;da gezilip, görülecek çok şey var.</p>
<p>Ercan Havaalanı&#8221;na inen yolcuları, Beşparmak Dağları&#8221;na işlenmiş devasa KKTC bayrağı karşılıyor. 482 metre boyundaki ve 275 metre enindeki bayrağın dünyanın en büyük bayrağı olduğu söyleniyor. Mimozalı, akasyalı yollardan geçilerek Lefkoşa&#8221;ya varılıyor.  Lefkoşa, Trodos ve Beşparmak Dağları&#8221;nın arasındaki Mesarya Ovası&#8221;nın ortasına kurulmuş. Yaklaşık 70 metre yüksekliğindeki Mesarya Ovası 600 yıl öncesine kadar ormanlıkmış, Lüzinyan kralları bu ormanlarda ava çıkarmış. Lefke&#8221;deki bakır madenleri yüzünden adanın ormanlarını yaka yaka bitirmişler, bu yüzden ova zamanla çoraklaşmış. Öyle ki atılan tohumdan dört senede bir ancak verim alınabiliyormuş. Şimdi bu sapsarı ovayı tekrar ağaçlandırıp ormanlarla kaplamayı düşünüyor Kıbrıslılar, hatta denemelere başlamışlar bile.  Asur belgelerinde Ledra olarak anılan kentin Lefkoşa&#8221;nın çekirdeği olduğu kabul ediliyor. M.Ö 280 yılında Mısır Kralı  Ptomely 1. Soter&#8221;in oğlu Lefkos kenti yeniden inşa ettirerek kendi adını vermiş. Lefkoşa adı kavak ağacı anlamına da geliyormuş. Lefkoşa&#8221;nın yıldızı Arap akınları döneminde parlamış ve Bizans döneminde adanın başkenti olarak kabul edilmiş.  Nicosia adının ilk kez 1192 yılında yerli halk Tapınak Şövalyeleri&#8221;ne baş kaldırdığında kullanıldığı söyleniyor. Kent en parlak dönemini Lüzinyanlar döneminde yaşamış. Daha sonra Venediklilerin eline geçen Lefkoşa, 9 Eylül 1570&#8243;te Osmanlılar tarafından fethedilmiş.  Lefkoşa 200 bini güneyde 100 bini kuzeyde olmak üzere 300 bin kişinin yaşadığı bir başkent. Kenti Yeşil Hat ikiye ayırıyor, buradaki kapılardan güneye geçilebiliyor. Kıbrıslı Türkler&#8221;in birçoğu güneyde çalışıyor, oradaki okullarda okuyabiliyor.Lefkoşa&#8221;nın etrafı surlarla çevrilmiş. Eskiden yerleşim, yalnızca surların içindeymiş, şimdi dışına da taşmış. SİT alanı olan suriçiyse –en azından Türk tarafı &#8211; daha bakımsız kalmış. 4,5 km uzunluğundaki Lefkoşa surlarının, on bir burç ve üç giriş kapısı bulunuyor.</p>
<p>Venedikliler 1489 yılında adayı ele geçirdikten sonra saray, kilise gibi bir çok eski yapıyı yıkıp, taşlarını surların inşasında kullanmış. Günümüzde surların içine girişi sağlayan kapılar, yanlarına açılan yollar nedeniyle asıl işlevini yitirmiş. Kapılardan ikisi güneyde, biri de kuzeyde bulunuyor. Kuzeydeki kapının adı Girne Kapısı. Venediklilerin 1567 yılında inşa ettiği kapıyı, Türkler 1821&#8243;de onarmış ve üzerine kubbeli bir oda eklemiş. Girne Caddesi&#8221;ndeki Mevlevi Tekkesi, Kıbrıs&#8221;ın en önemli yapılarından biri.  Mevlevilerin Kıbrıs&#8221;taki merkezi olan tekkenin 17. yüzyılın başında inşa edildiği kabul ediliyor. Türkiye&#8221;de tekkeler kapatıldıktan sonra da faaliyetini sürdüren Mevlevi Tekkesi 1954 yılında Şamlı Selim Dede öldükten sonra kapanmış; semahane ve türbe dışındaki yapılar zaman içinde yok olmuş, 1963 yılında burada Kıbrıs Türk Etnografya Müzesi açılmış. 2002 yılında Mevlevi Tekke Müzesi olarak hizmet vermeye başlamış.Mevlevi Müzesinin biraz ilerisinde Kıbrıs Türklerinin lideri Dr. Fazıl Küçük&#8221;ün müzesi yer alıyor. Burası Küçük&#8221;ün 1965 yılında Kıbrıs&#8221;a dönüp Halkın Sesi Gazetesi&#8221;ni çıkardığı bina.  Sarayönü  ise Lefkoşa&#8221;nın en önemli meydanlarından. Meydanın ortasında Venediklilerin Salamis Harabeleri&#8221;nden getirip diktiği bir sütun var. Sütunun yere yakın bir yerinde Latince Kıbrıs insanını anlattığına inanılan bir cümle yer alıyor: “Buranın insanları, kendilerini güzellik ve zenginlik içinde değil, bozulmamış inanç içinde görürler.”Kıbrıs&#8221;taki en büyük ve görkemli tapınağının Selimiye Camisi (St. Sophia Katedrali) olduğu kabul ediliyor. Lüzinyanlar tarafından inşa ettirildiği bilinen gotik katedralin yapımı yüz yıl kadar sürmüş, 1326 yılında kutsanarak ibadete açılmış. Lüzinyan kralları da burada taç giyermiş. Fetihten sonra camiye çevrilen yapının batı cephesindeki kabartmalar çok etkileyici.  Selimiye Camisi&#8221;nin bitişiğinde içinde bulunduğumuz günlerde onarımı süren Hagios Nikolaos Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Lüzinyanlar döneminde inşa edilen gotik yapı Osmanlı döneminde çarşı olarak kullanıldığı için bedesten olarak adlandırılmış. Caminin diğer yönündeyse içinde elyazması eserlerde bulunan 1829 yılında Sultan 2. Mahmut tarafından inşa ettirilmiş bir kütüphane yer alıyor.  Selimiye Camisi&#8221;nin doğusundaki Taş Eserler Müzesi de (Lapidary Müzesi) mutlaka görülmesi gereken bir yer. 15. yüzyılda Venediklilerce inşa edilmiş bu yapıda birçok taş eser (armalar, mermer eserler, lahit ve sütunlar) sergileniyor.</p>
<p><strong>LEFKOŞA&#8221;DAKİ BURSA: BÜYÜK HAN </strong></p>
<p>Lefkoşa&#8221;da Bursa&#8221;daki Koza Han&#8221;ın adeta kopyası olan bir han var. Büyük Han, Kıbrıs&#8221;taki en önemli Osmanlı eseri olarak kabul ediliyor. Kıbrıs Beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafından 1572 yılında inşa ettirilen Büyük Han bir iç avlunun etrafına dizilmiş 68 odadan oluşan  bir yapı. İki katlı hanın Asmaaltı Sokağı&#8221;na bakan ön cephesinde de 10 dükkan bulunuyor. Avluda alt katı çeşme olan sekizgen yapılı bir mescit yer alıyor.  Büyük Han&#8221;ın bir başka özelliği de yalnızca Lefkoşa&#8221;nın değil Kıbrıs&#8221;ın en büyük hanı olması. İlk yapıldığı dönemde Alanya&#8221;dan gelen tüccarların konaklaması nedeniyle Alanyalılar Hanı olarak biliniyormuş. Ancak 17. yüzyılda karşısına daha küçük ölçekli Kumarcılar Hanının yapılması üzerine buraya Büyük Han denilmiş. İngiliz sömürge döneminin ilk yıllarında cezaevi olarak kullanılan handa 1962 yılına kadar yoksul aileler barınmış. Daha sonra restore edilmeye başlanmış, ancak 1963 olayları çıkınca yarım kalmış. 2000 yılında aslına uygun bir şekilde restore edilerek hizmete sokulmuş.  Büyük Han&#8221;da Kıbrıs&#8221;a özgü hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar da var. Burada Venedik döneminde adaya geldiği bilinen Leonardo da Vinci&#8221;nin de hayran kaldığı ve Son Akşam Yemeği tablosunda da kullandığı bilinen Lefkara işi örtülerde satılıyor.Büyük Han&#8221;ın karşısında da 44 odalı Kumarcılar Hanı yer alıyor. Aslında buranın adı Humarcılar (müzisyenler) imiş, zaman içinde Kumarcılar denilmiş. Baf Kapısı yakınlarındaki Arabahmet Mahallesi de Lefkoşa&#8221;nın tarihi dokusunu koruyan yerlerinden biri. Burada son derece güzel sivil mimari örnekleri görülüyor. Mahalle adını suriçindeki 16 Osmanlı camisinden biri olan Arabahmet Camisi&#8221;nden almış.   Şimdi etnografya müzesi olarak kullanılan Derviş Paşa Konağı da bu mahalledeki güzel konaklardan biri. 19. yüzyılda yapılmış iki katlı konağın sahibi olan Derviş Paşa Kıbrıs&#8221;ta çıkan ilk Türkçe gazete olan Zaman gazetesini yayınlamış.</p>
<p><strong> KIBRIS ERMENİLERİ </strong></p>
<p>Arabahmet Mahallesi&#8221;nde 1963 yılına kadar çoğunlukla Ermeniler yaşıyormuş. Ermenilerin Kıbrıs&#8221;ta 6. yüzyıldan beri yaşadığı biliniyor. Latinlerden hoşlanmayan Ermeniler Lefkoşa ve Mağusa&#8221;nın fethi sırasında Türklere yardım etmiş. Ermeniler 9 Eylül 1570 günü Baf kapısını açarak Osmanlıların kente girmesini sağlamış. Bunun üzerine Baf Kapısı&#8221;nın denetimi ve bir Latin manastırı ödül olarak Ermenilere verilmiş.   Şimdi kullanılmayan Surp Asdvadzadzin kilisesi bu manastırın bitişiğine inşa edilmiş. Kilisenin yakınlarındaki bir Ermeni konağında Kıbrıs Mutfağının en önemli adreslerinden biri olan Boghjalian (Bohçacıyan) Restoranı yer alıyor. Bu konak 1915 olayları sırasında Anadolu&#8221;dan kaçmış bir Ermeni&#8221;ye aitmiş, ailenin varisleri 1963 yılına tekrar göç yollarına düşmüş, uzun yıllar boyunca göçmenlerin yaşadığı bu bina 2000 yılında onarılarak restoran olarak kullanılmaya başlamış.Arabahmet mahallesinde yaşayan Ermeniler 1963 olayları sonrasında Lefkoşa&#8221;nın güneyine ve Ermenistan&#8221;a göç etmiş. O dönemde Lefkoşa&#8221;da 2500 civarında Ermeni yaşıyormuş, şimdi Rum tarafında 1000 civarında Ermeni yaşadığı söyleniyor.</p>
<p><strong>NASIL GİDİLİR ?</strong></p>
<p>Adanın ortasında yer alan Lefkoşa; Ercan Havaalanına 23 km, Girne&#8221;ye 26 km, Güzelyurt&#8221;a 56 km, Mağusa&#8221;ya  61 km, İskele&#8221;ye 62 km ve Dipkarpaz&#8221;a 131 km uzaklıkta. Türkiye&#8221;nin 11 kentinden Kıbrıs&#8221;a uçak seferleri yapılıyor.</p>
<p>Ersoy Soydan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/tek-kent-iki-baskent-lefkosa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çağdaş Trajedi: Mağusa</title>
		<link>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/cagdas-trajedi-magusa/</link>
		<comments>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/cagdas-trajedi-magusa/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2009 23:32:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>firat</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİ YAZILARI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nctourismnews.com/new/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[Açıklama: Esoy Soydan ( KIBRIS ) &#8211; Bu hafta Mağusa&#8217;ya gidiyoruz. Tarih boyunca Kıbrıs&#8217;ın en önemli limanı ve dışa açılan kapısı olan Mağusa bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. Kah Shakespeare&#8217;in ünlü &#8221;Othello&#8221;trajedisine ilham olmuş, kah zindanlarında Namık Kemal&#8217;i ağırlamış. Ortaçağ mimarisinin en güzel örnekleriyle dolu olan Mağusa adeta bir açık hava müzesi gibi, güneyindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Açıklama:</strong> Esoy Soydan ( KIBRIS ) &#8211; Bu hafta Mağusa&#8217;ya gidiyoruz. Tarih boyunca Kıbrıs&#8217;ın en önemli limanı ve dışa açılan kapısı olan Mağusa bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. Kah Shakespeare&#8217;in ünlü &#8221;Othello&#8221;trajedisine ilham olmuş, kah zindanlarında Namık Kemal&#8217;i ağırlamış. Ortaçağ mimarisinin en güzel örnekleriyle dolu olan Mağusa adeta bir açık hava müzesi gibi, güneyindeki Maraş bölgesiyse çağdaş bir trajedi olarak karşımızda duruyor. Mağusa&#8217;nın ilk olarak Mısır kralı 2.Ptoleme (MÖ 285-247) tarafından kurulduğu ve kralın kente karısı Arsinoe&#8217;nin adını verdiği kabul ediliyor. 7.yüzyılda Arap akınlarından kaçan Salamisliler de buraya yerleşmiş ve kentin adını yağmacıların bulamaması umuduyla Amohostos (kumlara gizli) olarak değiştirmişler. Mağusa (Famagusta) altın çağını Lüzinyan Krallığı döneminde (1192-1489) yaşamış.</p>
<p>Bu dönemde Papanın dinsizlerle alışverişi yasaklamasının ardından Kıbrıs limanları özellikle de Mağusa limanı Suriye limanlarının yerini almış ve Kudüs’e giden hacıların uğrak yeri olmuş. 1571 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından kuşatılan Venedikliler, 11 ay boyunca direndikten sonra kenti teslim etmiş. 1974 yılında adının önüne Gazi unvanı eklenmiş ve Gazimağusa olarak anılmaya başlamış.</p>
<p>Kentin tarihi yerleşimi surların içinde, Mağusa surları ilk kez Lüzinyanlarca yapılmış, günümüzdeki halini ise Venedikliler zamanında almış. Venedikliler Osmanlıları durdurmak için 1550&#8242;li yıllarda 18 metre yüksekliğinde, 9 metre kalınlığında ve 3 kilometre uzunluğundaki bu surları inşa etmişler. Surların üzerinde 14 kuleyle; kentin giriş kapıları olan Kara Kapısı (Ravelin) ve Deniz Kapısı da (Porta del Mare) yer alıyor. Aslında bir içkale olan Othello Kalesi de burada. Kaleye Othello adı, İngiliz döneminde verilmiş. Shakespeare’in ünlü Othello trajedisinde 1506–1508 yıllarında Kıbrıs Bölge Valisi olan Christopher Moro’nun eşi Desdemona&#8217;yı kıskandığı için bu kalede öldürtmesinden esinlendiği ve bu oyunu Cinthio tarafından yazılan &#8220;Moor of Venice&#8221; adlı kısa öyküsüne dayanarak 1603 yılında yazdığı sanılıyor.</p>
<p>Namık Kemal Meydanı kentin kalbi. Burada Mağusa’nın da en görkemli yapısı olan 1298-1312 yılları arasında Lüzinyanlar tarafından inşa edilmiş St. Nicholas Katedrali yer alıyor. Kıbrıs’a damgasını vuran Lüzinyan kralları, önce Lefkoşa’da St. Sophia Katedrali’nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa’da St. Nicholas Katedrali’nde Kudüs Kralı olarak taç giyermiş. Olağanüstü güzellikteki gotik kilise camiye çevrilmiş ve Osmanlı komutanı Lala Mustafa Paşa’nın adı verilmiş. Avlusunda 1298 yılında dikilen ve yılda yedi kez meyve veren bir cümbez ağacı var. Meydanın diğer köşesinde Venedik Sarayının kalıntıları yer alıyor. Saraydan geriye yalnızca üç kemerli girişi ulaşabilmiş. Sarayın avlusunda Namık Kemal’in 38 ay boyunca kaldığı zindan yer alıyor. Zindanın biraz ilerisinde de şimdi kullanılmayan Sinan Paşa Camisi (St. Peter ve St. Paul Kilisesi) yer alıyor. Suriçinde yarısı Latinlere, yarısı Ortodokslara ait 365 kilisenin bulunduğu söyleniyor. Çoğu Luzinyanlar döneminde inşa edilmiş olan bu kiliselerin büyük bölümü yangınlar ve depremler sonrasında yıkılıp gitmiş. Bazısının taşları İngiliz döneminde diğer yapılarla birlikte sökülerek Süveyş Kanalının inşasında kullanılmış. Farklı topluluklara da ev sahipliği yapmış Mağusa; Nasturi Kilisesi  ve Ermeni Kilisesi de çok kültürlü geçmişin izleri olarak duruyor. Kertikli Hamam, Cafer Paşa Hamamı ve Akkule Mescidi de Osmanlıdan kalma yapılar. <br style="clear: left;" />Mağusa kenti yavaş yavaş Kuzey Kıbrıs’ın tek devlet üniversitesi olan Doğu Akdeniz Üniversitesine doğru kayıyor. Kıbrıs’ta 45000 öğrencisi olan altı üniversite var. Üniversiteler Kuzey Kıbrıs’ın en önemli gelir kaynaklarından biri, bütçenin dörtte biri üniversitelerden sağlanıyor.  Mağusa’nın da can damarı bu üniversite.</p>
<p><strong>TRAJEDİNİN ADI: MARAŞ</strong></p>
<p>Othello’nun yazılmasından yüzlerce yıl sonra Mağusa’da bir başka trajedi yaşanıyor. Bu trajedinin adı ise Maraş. Maraş adı bildiğimiz varoş sözcüğünden geliyor, Rumlar kentin güneyini Varosha olarak adlandırıyordu. Yüzde yüzü Osmanlı Vakıf mülkü olduğu söylenen Maraş 1960’lı yıllarda hızla gelişmiş ve Akdeniz’in en sayılı tatil merkezlerinden biri haline gelmişti. 1974 yılında beş kilometrelik kıyı şeridine sahip Maraş bölgesinde 15000 yatak kapasitesi bulunan 110 otel vardı ve her yıl buraya yüz binlerce turist geliyordu. Maraş tek başına Kıbrıs’ın gelirinin yüzde 30&#8242;unu sağlıyordu, şimdi Kuzey Kıbrıs’taki tüm yatak kapasitesinin bu kadar olduğunu düşünecek olursak Maraş’ın önemi daha iyi anlaşılır. Dünyanın ilk altı yıldızlı oteli de Maraş’taydı, anlatılanlara bakılırsa otelin 2000’li yıllara kadar rezervasyonları doluydu. Ancak en son teknolojiyle inşa edilmiş oteller, içindeki tüm eşyalar, hatta otoparklarındaki araçlarla birlikte kaderine terk edilmiş. Yalnızca oteller değil ünlü butiklerin vitrinlerindeki elbiseler, Opel bayisindeki 1974 model 0 kilometre araçlar da öylece kalmış. Hatta Rumların 14 Ağustos günü başlayan ikinci harekat sırasında kahvaltı masalarını bile bırakıp, apar topar kaçtıkları söyleniyor. Burada ünlü Hollywood yıldızı Sophia Loren&#8217;in de bir malikânesi var. Kentteki mülklerin değerinin 100 milyar doları bulduğu söyleniyor. Maraş’taki yapılar, geçen zaman içinde yağmalanmış ve uzun süredir el değmediği için harabeye dönmüş. Yalnızca BM askerleri tarafından özel koruma altına  alınan İngiliz Kraliyet Ailesi’ne ait Golden Sands Oteli, Hagios Ioannes Kilisesi ve Sophia Loren’in evinin düzenli olarak bakımı yapılıyor. <br style="clear: left;" />Maraş şimdi askerlerin içeriye kimseyi sokmadığı tel örgülerle çevrili hayalet bir kent. Annan Planına göre Rumlara verilecekti, ancak Rumlar planı reddedince Türk toprağı olarak kaldı. Fiilen Türk toprağı ama kontrol BM’ye ait. Turistler İkon Müzesinden öteye geçemiyor, orduevi ve yanındaki öğrenci yurdunda kalanlar dışında hiç kimse Maraş’ın içine giremiyor. BM askerleri Maraş’la, yerleşime açılmış kuzeydeki bölge arasında sürekli devriye geziyor. BM Barış Gücü her yıl kentteki taşınır-taşınmaz malların sayımını yapıyor. <br style="clear: left;" />Mağusa’yla Boğaz arasında uçsuz bucaksız kumsallar uzanıyor. Şimdilik bu bölge Salamis civarındaki birkaç tesis dışında bakir. Mağusa’ya yaklaşık 8 km uzaklıkta ise antik dönemde Kıbrıs’ın başkenti olan Salamis kentinin kalıntıları yer alıyor. Kentin kurucusunun Troya Savaşının kahramanlarından Salamis Adası kralı Telamon&#8217;un oğlu Tefkros olduğu kabul ediliyor. Salamis en parlak yıllarını Roma döneminde yaşamış. Yaşadığı büyük depremler sonrasında yerle bir olan kent Bizans İmparatoru Constantinos tarafından yeniden kurulmuş, ancak bir daha eski günlerine dönememiş, Arap akınları sırasında halkı Mağusa’ya göç etmiş. Salamis’ten günümüze ulaşan gymnasium, hamamlar, antik tiyatro, agora, bazilikalar, Zeus Tapınağı ve kral mezarları gibi yapılar kentin görkemini yansıtıyor.</p>
<p><strong>HAGİOS BARNABAS MANASTIRI</strong></p>
<p>Salamis Nekropolünün batı ucunda Kıbrıs’ın en ünlü manastırlarından biri ve İsa’nın havarilerinden Barnabas’ın mezarı bulunuyor. Salamis’te doğan bir Yahudi olan  Barnabas Kudüs’te eğitim gördükten sonra Kıbrıs’a dönmüş ve Hıristiyanlığı yaymak için MS 45 yılında St. Paul ile çalışmaya başlamış. Bu yüzden kendi vatandaşlarınca öldürülmüş. Müridleri cesedi kaçırıp bir yeraltı mağarasına gömmüş. Ölümünden 432 yıl sonra Anthemios adında bir din adamı Barnabas’ın mezarının yerini rüyasında görmüş. Mezar açıldığında bulunan İncil’den cesedin Barnabas’a ait olduğu anlaşılmış. Bunun üzerine Anthemios İstanbul’a gidip, İmparator Zenon’a havarinin mezarının bulunduğu müjdesini vermiş. Zenon hem manastırın inşaatı için yüklüce bir bağış yapmış, hem de Kıbrıs Kilisesine özerklik vermiş. Hagios Barnabas Manastırı görkemli bir kilise, bir iç avlu ve onun etrafına dizilmiş odalardan oluşuyor, ana yapının yüz metre kadar uzağında da Havari Barnabas’ın mezarının bulunduğu bir başka şapel bulunuyor. Manastırın günümüzdeki halini 18.yüzyılda aldığı biliniyor. Burada yaşayan üç keşiş 1974 Harekatından sonrada manastırda kalmış, ancak 1976 yılında Güney’e geçmiş. Daha sonra restore edilen manastırın ana kilisesi ikonların sergilendiği, keşiş odaları ise çevreden toplanan arkeolojik eserlerin sergilendiği bir müze olarak ziyarete açılmış. Beşparmak Dağları üzerinde, yaklaşık 700 metre yükseklikteki Kantara Kalesi ise Mesarya Ovasına ve Karpaz Yarımadasına hakim bir noktada yer alıyor. Kalenin adından ilk kez 1191 yılında Aslan Yürekli Richard’ın Kıbrıs’ı ele geçirmesi sırasında söz ediliyor. Venedikliler zamanında denizden uzak diğer kaleler gibi Kantara Kalesinin de önemini kaybettiği  biliniyor.</p>
<p><strong>NASIL GİDİLİR? </strong></p>
<p>Türkiye’nin 11 kentinde Kıbrıs’a uçak seferleri yapılıyor. Ayrıca Mağusa’ya Mersin’den feribotla da ulaşılabiliyor. Magosa; Lefkoşa’ya 61 km,  Girne’ye 80 km, Ercan havaalanına 50 km ve Güzelyurt’a 94 km uzaklıkta.</p>
<p>Ersoy Soydan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/cagdas-trajedi-magusa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşek Cenneti: Karpaz</title>
		<link>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/esek-cenneti-karpaz-ersoy-soydan/</link>
		<comments>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/esek-cenneti-karpaz-ersoy-soydan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2009 23:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>firat</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİ YAZILARI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nctourismnews.com/new/?p=126</guid>
		<description><![CDATA[Eşek Cenneti: Karpaz



Güzelyurt ile birlikte Kuzey Kıbrıs’ın en verimli topraklarına sahip olan Karpaz, özgür eşekleri, uçsuz bucaksız kumsalları, tarihi kalıntıları ve manastırlarıyla görülmeye değer.

Bu hafta Kıbrıs’a gidiyoruz. Akdeniz’in ortasındaki Kıbrıs kendine has şivesinden, soldan akan trafiğine kadar hem farklı, hem de Türkiye’den izler taşıyan bir ada ülkesi. Geçtiğimiz günlerde TUYED üyesi gazeteci arkadaşlarla birlikte Kuzey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: medium;"><span><strong>Eşek Cenneti: Karpaz<br />
</strong></span></span><span style="color: #990000; font-size: xx-small;"><span><br />
</span></span></p>
<p align="center"><img src="http://www.turizmhabercisi.com/newsimg/IR15271.jpg" border="1" alt="" /><br />
Güzelyurt ile birlikte Kuzey Kıbrıs’ın en verimli topraklarına sahip olan Karpaz, özgür eşekleri, uçsuz bucaksız kumsalları, tarihi kalıntıları ve manastırlarıyla görülmeye değer.</p>
<p align="justify">
<address>Bu hafta Kıbrıs’a gidiyoruz. Akdeniz’in ortasındaki Kıbrıs kendine has şivesinden, soldan akan trafiğine kadar hem farklı, hem de Türkiye’den izler taşıyan bir ada ülkesi. Geçtiğimiz günlerde TUYED üyesi gazeteci arkadaşlarla birlikte Kuzey Kıbrıs’a bir tanıtım gezisi düzenledik. Bu gezide edindiğim Kıbrıs izlenimlerimi birer hafta arayla sizlere aktarmaya çalışacağım. İlk durağımız Karpaz Yarımadası.</address>
<address></address>
<address><strong>Karpaz;</strong> Kıbrıs’ın doğusunda yaklaşık 80 km uzunluğunda ve 11 km genişliğinde bir yarımada. Salamis Körfezinin kuzeyinden başlıyor ve Apostolos Andreas Burnunun ucundaki Klidhes Adalarına dek uzanıyor. Burası Kuzey Kıbrıs’ın en iyi korunmuş, hatta el değmemiş bölgesi. Güzelyurt ile birlikte Kuzey Kıbrıs’ın en verimli topraklarına sahip olan Karpaz’da zengin tarihi kalıntılar da bulunuyor.</address>
<address></address>
<address>Mesarya Ovasının bitip Karpaz Yarımadasının başladığı noktada İskele kasabası yer alıyor. İskele’ye 1974 yılına kadar Trikoma deniyormuş. Larnakalı Türkler yerleşince adı Yeni İskele olarak değiştirilmiş, zira Türkler Larnaka’ya İskele diyormuş. EOKA’nın kurucusu Grivas burada  doğmuş, komşu köy Sınırüstü ise Kıbrıslı Türklerin lideri Fazıl Küçük’ün memleketi. İki halkı birbirine düşüren çatışmaların izleri adanın her tarafında görülüyor. İskele’deki İkona Müzesinin duvarları da 1974 öncesinden kalma EOKA ve Enosis yazılamalarıyla dolu. İkona Müzesi 12.yüzyılda inşa edilmiş bir Bizans kilisesi, duvarları aynı dönemde yapıldığı anlaşılan resimlerle süslü. Burada Kıbrıs’ın en eski ikonaları sergileniyor. </address>
<address></address>
<address>Biraz ilerideki Boğaz Mahallesi ise plajları ve balıkçı lokantalarıyla ünlü.</address>
<address>Dipkarpaz köyüne giden yol boyunca eski Rum köylerinin içinden geçiliyor. Hemen hemen her köyde terk edilmiş Rum kiliseleri ve tarihi kalıntılar bulunuyor. Bafra köyünde  kayalara oyulmuş mezarlar; Çayırova köyüne 7-8 km uzaklıkta Fenikelilerin kurduğu bilinen liman kenti Knidus’un kalıntıları var. Büyükkonuk (Komikebir) köyünde de Aziz Oksentios’un mezarının olduğu kabul edilen tarihi bir kilise bulunuyor. Sazlıköy’ün hemen dışında da erken Bizans dönemine tarihlenen duvarları resimlerle kaplı Panagia Kyra Kilisesi yer alıyor. Bir başka Bizans yapısı da Boltaşlı köyündeki duvarları mozaiklerle süslü Panagia Kanakaria Kilisesi.</address>
<address></address>
<address>Karpaz’ın en eski ve en büyük camisi 19.yüzyılda inşa edildiği bilinen Mehmetçik (Galatya) köyü camisi. Sazlıköy’de de (Livadya) aynı döneme tarihlenen bir cami var. Diğer köylerdeki camilerin çoğu 1974 harekatından sonra inşa edilmiş yeni yapılar.</address>
<address></address>
<address><strong>KARPAZ’DA HÂLÂ RUMLAR YAŞIYOR</strong></address>
<address>1974 Harekatı sırasında Karpaz yarımadasında yaşayan Rumların Güneyle bağlantısı kesilmiş, bu yüzden çoğu kaçamamış ve 5000 kadarı yerinde kalmış. Zaman içinde büyük bölümü Güneye gitmiş ama yaşlılar topraklarını terk etmemiş. Sipahi (Aya Trias) köyünde de 100 Rum yaşıyor, BM burada yaşayan Rumlara Çarşamba günleri konvoy eşliğinde 10 ton gıda maddesi getiriyor. 1974 yılından sonra Sipahi köyüne Trabzonlular yerleştirilmiş. Sipahi köyünde tabanı 6. yüzyılın başına tarihlenen boydan boya mozaiklerle kaplı Aya Trias Bazilikası bulunuyor. Arap akınları sonrasında hasar gördüğü sanılan yapının 10.yüzyılda terk edildiği sanılıyor.</address>
<address><img src="http://www.turizmhabercisi.com/img/ayias-trias.jpg" border="0" alt="" hspace="0" align="baseline" /></address>
<address>Karpaz Yarımadasının son ve en büyük yerleşimi 3000 kişinin yaşadığı  Dipkarpaz (Rizokarpaso) kasabası. Burada da 300 Rum yaşıyor. Eskiden yalnızca Rumların yaşadığı kasabaya 1974 harekatından sonra Türk göçmenler yerleştirilmiş. Köyün meydanında hem Rumların, hem Türklerin kahvehaneleri ve dükkanları var. Köyde camiyle kilise yan yana. Cami yeni bir yapı, köyün merkezindeki Hagios Synesios Kilisesinin geçmişi ise 12.yüzyıla kadar dayanıyor.</address>
<address></address>
<address>Dipkarpaz köyünün kuzeyinde Ayfilon olarak adlandırılan sahilde Kıbrıs’ın efsanevi kralı Pygmalion tarafından kurulduğu kabul edilen Karpasia antik kentinin kalıntıları yer alıyor. Karpasia’nın en önemli kalıntısı 12.yüzyılda inşa edildiği bilinen ve tabanı mozaiklerle süslü Hagios Philon kilisesi. Ayfilonla Apostolos Andreas Manastırı arasında Aphendrika antik kentinin kalıntıları bulunuyor. Aphendrika’daki üç kilise kalıntısı da görülmeye değer.</address>
<address></address>
<address>APOSTOLOS ANDREAS MANASTIRI</address>
<address><img src="http://www.turizmhabercisi.com/img/apostolos.jpg" border="0" alt="" hspace="0" align="baseline" /></address>
<address>Karpaz Yarımadasının sonunda kendi adıyla anılan burnun ucunda Apostolos (Havari) Andreas Manastırı yer alıyor. Dipkarpaz’dan manastıra ulaşmak için 20 km daha yol yapmak gerek; yollar oldukça dar ve bozuk, ama doğrusu görecekleriniz için değer. Manastır Rum Ortodoks Kilisesinin kurucusu olarak da kabul edilen Havari Andreas’a adanmış. Ortodoks geleneğine göre Havari Andreas bir gemi yolculuğu sırasında burada karaya çıkmış ve yere vurduğu asasıyla mucizeler yaratan bir su çıkarmış.</address>
<address></address>
<address>Şimdi denizin kıyısında akan pınarın işte bu su olduğu kabul ediliyor. Ortodoks dünyasının hac merkezlerinden biri olan manastır bu kaynağın etrafında gelişmiş. Önce küçük bir şapel, sonra kilise, bunların etrafına da hacıların konaklaması için onlarca oda inşa edilmiş. Çevresi hediyelik eşya satan tezgâhlarca kuşatılmış olan manastırda aynı zamanda Kuzeydeki tek din adamı olan Zaharia Giorgou adlı papaz da görev yapıyor. Manastırı Rumlar kadar Türkler de ziyaret ediyor ve burada tutulan dileklerin kabul olacağına inanılıyor.</address>
<address></address>
<address>Karpaz Milli Parkı, Karpaz Yarımadası’nın en ucunda, doğusunda Apostolos Andreas (Zafer) Burnu ve Klidhes adaları, batısında ise Dipkarpaz Köyü, Ronnas kumulları ve Antik Karpasia kenti ile sınırlanan alanda yer alıyor. Karpaz yarımadası özellikle de Karpaz Milli Park alanı; çok zengin bir ekosistemi barındırıyor. Kuzey Kıbrıs’ın bilinen, 1410 flora türü ve alt türlerin dörtte üçü Karpaz yarımadasında, yarısı da Karpaz Milli Parkında bulunuyor. Ayrıca 47 adet olan Kıbrıs endemiklerinin 24’ü, nadir olan bitki türlerinin de yaklaşık 100’ü Karpaz Milli Parkında varlığını sürdürüyor. Koruma altına alınmış 215 kuş türünden 147’si, 16 sürüngenden 12’si, 5 tür memeliden 2’si park alanında yaşıyor yada konaklıyor. </address>
<address></address>
<address>Karpaz Milli Parkının en batısındaki Ronnas kumsalı, Ay Philon kumsalıyla birlikte Chelonia Mydasların en önemli yumurtlama alanlarından biri.</address>
<address>Akdeniz’deki Chelonias Mydas’ların dörtte biri üremek için Ronnas Körfezine geliyor. Altı küçük adadan oluşan Klidhes adaları da nesli tükenmekte olan, Ada Martısı ve Tepeli Karabatak’ın sığınağı. Nesli tükenmekte olan, Akdeniz Foklarının da bu çevrede yaşadığı biliniyor.</address>
<address></address>
<address>Milli Park sınırları içinde Dünyanın en güzel kumsallarından biri bulunuyor. 12 km uzunluğundaki Altın Kumsalı görüp te büyülenmemek elde değil, umarım Kıbrıslılar birkaç küçük tesis dışında yapılaşmanın olmadığı Altın Kumsalı korumayı becerir. Betonlaşırsa gerçekten çok yazık olur.</address>
<address>Dünyanın belki de “eşek cenneti” denilebilecek tek yeri Karpaz Milli Parkı.</address>
<address></address>
<address>Dipkarpaz köyü ile Apostolos Andreas Manastırı arasında kalan bölgede yaşayan Rumların eşekleri 1974 Harekâtı sırasında özgür kalmış ve zamanla yabanileşmiş. Askeri bölge ilan edildiği için yerleşime kapatılan bu yörede eşeklerde üreyip, çoğalmış. Şimdi burası “özgür eşekler”in yurdu olmuş, ne diyelim darısı insanların başına&#8230;</address>
<address></address>
<address><strong>Nasıl Gidilir?</strong></address>
<address>Karpaz, Kıbrıs’a Türkiye’nin 11 kentinde uçak seferleri yapılıyor. Taşucu ve Alanya’dan denizyoluyla da Girne’ye ulaşmak olanaklı. Karpaz, Yarımadasındaki son yerleşim olan Dipkarpaz Lefkoşa’ya 131 km, Girne’ye 140 km, Magosa’ya 81 km ve İskele’ye ise 61 km uzaklıkta.</address>
<address></address>
<address>Ersoy Soydan</address>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nctourismnews.com/tr/2009/08/03/esek-cenneti-karpaz-ersoy-soydan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
